DHB ARŞİV SİTESİ
Ana Menü
Anket
Demokratik Merkeziyetçilik Nedir?
Temel Kavramlar
Marksist-Leninist partiler, demokratik merkeziyetçilik ilkesi üzerine kurulurlar. Yönetme ve yönetilmede bu ilkeye göre hareket ederler. Ama bu sorun en çok çarpıtılıp içeriği boşaltılarak göstermelik bir hale getirilmiş sorunlardan birisidir. Bir çok devrimci akım bu ilkeye göre hareket ettiklerini ve örgütlendiklerini söylemelerine karşın, gerçektende demokratik merkeziyetçiliğin ML anlamda uyguladıkları söylenemez. Bu bakımdan demokratik merkeziyetçilik komünist parti ve örgütlerin temel örgütlenme ilkelerinin başında gelir. Bu ilke  doğru uygulanmadığında ise  komünist parti ve örgütleri yozlaştırmaktan ve oportünizme kapaklanmakta kurtaramaz.
Peki nedir   Demokratik merkeziyetçilik ?
a) Bireyin örgüte, alt örgütlerin üst örgütlere bağlı olmasını; b) Azınlığın çoğunluğun kararlarına uymasını; c) Tüm alt örgütlerin merkeze bağlı olmasını; d) Tüm parti organların seçimle işbaşına gelmesini içerir. Leninist bir parti demokratik merkeziyetçilik ilkesini kendi ülke somutuna yaratıcı bir şekilde uygular.
Demokratik merkeziyetçilik ilkesi, isminden de anlaşılacağı üzere, iki yönü içermektedir. Birincisi; demokrasi yönü, ikincisi ise; merkeziyetçilik yönüdür .Bu iki yön de kopmaz bir biçimde birbirine bağlıdır ve proletarya partisi için vazgeçilmezdir. Fakat, Leninist partilerde merkeziyetçilik daima ön plandadır. Demokratik yön ise, koşullara göre değişir, yani, daraltılır veya genişletilir. Merkeziyetçilik ilkesi, MK şahsında tek bir merkezi önder organa sahip olmayı ve azınlığın çoğunluğa, her bir örgütün merkeze, alt örgütlerin ise üst örgütlere bağlı olmasını gerektirirken, demokratiklik ilkesi ise, parti örgütlerinin aşağıdan yukarıya doğru seçim esasına göre kurulmasını ve partinin, kongrelerini, toplantılarını açık yapmasını gerektirir. Parti, bu her iki ilkeyi birbirine karıştırmaksızın uygun biçimler altında hayata geçirmekle yükümlüdür.
Şüphesiz ki, en küçük bir demokratik hakkın bile olmadığı, partinin illegal temellerde örgütlenmek ve çalışmak zorunda kaldığı ülkelerde, demokratik merkeziyetçiliğin merkezi yanı daha da ağır basar .Yani, partinin çeşitli düzeylerdeki örgütlerinde üyelerin seçimle görevlendirilmesi ilkesi uygulanamaz. Parti, ağır polis baskılarından dolayı, demokratik yanı sınırlamak, bunun karşısında mutlak-merkeziyetçiliği hakim kılmak zorundadır. Parti, ancak bu şekilde düşmanın ağır baskılarından kendisini koruyabilir.
Ülkemizin içinde bulunduğu koşullardan dolayı, düşmanın en ağır imha ve saldırıları altında illegal olarak örgütlenmek ve çalışmak zorunda kalan örgütümüzde de bu ilkenin merkezi yanının ağır basması gerektiği son derece açıktır. En küçük bir şekilde bile olsa, bu ilkenin zayıflatılması düşmanın işine yarayacağından, mutlak-merkeziyetçiliğin korunması şarttır. Bazıları çıkıp bu yönü eleştirebilir ve örgütün demokratik yanının genişletilmesini savunabilir. Böylesi anlayışları savunanlara, otokratik çarlık yönetimi altında, partide görevlilerin seçimle atanmasını savunan Raboçeye Dyelo'culara karşı Lenin'in söyledikleriyle cevap vermek hiç de yanlış olmayacaktır: siyasal özgürlüğün bulunduğu ülkelerde, seçim ilkesi tartışma götürmez. Alman Sosyal-Demokrat Partisi tüzüğünün birinci maddesi şöyle der: Parti programının ilkelerini kabul edenler veya partiyi gücü yettiği kadar destekleyenler parti üyesidir' Bir tiyatro sahnesi, seyircilerine ne kadar açıksa, siyasal arena da kamuoyuna o kadar açık olduğundan, herkes gazetelerden ve açık toplantılardan şu ya da bu kimsenin partinin ilkelerini kabul edip etmediğini, partiyi destekleyip desteklemediğini bilir. Belirli bir siyasal kişinin işe nasıl başladığını, nasıl bir evrimden geçtiğini, çetin bir anda nasıl davrandığını, ne gibi nitelikler taşıdığını herkes bilir; onun için bütün parti üyeleri bütün olguları biliyor olduklarından, bu kişiyi belirli bir parti kademesine seçerler ya da seçmezler. Bir parti üyesinin siyasal alandaki her hareketinin 'sözcüğün kesin anlamıyla' genel denetimi, biyolojide 'en uygulanan kalıtımı , diye adlandırılan ve otomatik olarak işleyen siyasal bir mekanizmayı yaratır. Mutlak bir açıklığın seçilme hakkının ve genel denetimin sonucu olan bu 'doğal seçme', her siyasal kişinin, son tahlilde, 'kendisi için en uygun yeri' bulmasını, gücüne ve yeteneklerine en uygun düşen işi yapmasını; hatalarının sonuçlarını anlamasını ve hatalarını kabul etme ve bunlardan kaçınma yeteneğini herkesin önünde ortaya koymasını sağlar. “Çizdiğimiz bu tabloyu, bizim otokrasimizin çerçevesi içerisine yerleştirmeye çalışınız! Rusya'da parti programının ilkelerini kabul eden ve partiyi gücü yettiği kadar destekleyen herkesin, gizli çalışan devrimcinin bütün eylemlerini denetlemesini akıl alır mı? İşin çıkarları gereği, devrimci bu 'herkes' dediklerimizin onda-dokuzundan kimliğini saklamak zorunda iken, bu herkesin devrimcilerden birini belli bir kademeye seçmesi mümkün müdür? Raboçeye Dyelo 'nun ortaya attığı görkemli formüllerin gerçek anlamı üzerine biraz düşününüz, otokrasinin karanlığı ve jandarma egemenliği altında, parti örgütündeki 'geniş demokrasinin yararsız ve zararlı bir oyuncaktan başka bir şey olmadığını görürsünüz
 Zararlı  bir oyuncaktır; çünkü gerçekte, hiç bir devrimci örgüt, ne kadar isterse istesin, geniş demokrasiyi hiç bir zaman uygulamamıştır ve uygulayamamıştır. Zararlı bir oyuncaktır,çünkü 'geniş bir demokrasi ilkesinin ' uygulanması yolunda herhangi bir çaba, sadece, polisin büyük baskılara girişmesini kolaylaştıracak, bugün hüküm süren ilkelliği devam ettirecek ve pratik içinde çalışan militanların dikkatini; profesyonel devrimciler olmak için kendilerini eğitmeleri gibi ciddi ve ivedi bir görevden 'kağıt' üstünde ayrıntılı seçim sistemi kuralları hazırlamaya  çekecektir. Bu ' demokrasicilik oyunu ' ancak etkin çalışmaya katılma fırsatı bulamayan kimselerin sık sık toplandığı yurtdışında, özellikle küçük  gruplarda yer yer gelişebilir. )
 Lenin'in Çarlık Rusya'sı koşullarında belirttiği bu gerçekler, bugün en  katmerli bir faşist karşı-devrimci zor sistemi altında bulundurulan, bırakalım demokratik bir kuralın işletilmesini, halkın öz çıkarları doğrultusundaki en basit ve haklı bir çıkışın, bir sesin bile kanla, işkence ve katliamlarla boğulmaya  çalışıldığı, en küçük bir örgütlenme çabasına bile izin verilmediği Türkiye  koşullarında çok daha geçerlidir. Konuyu biraz daha somutlaştırırsak; Türkiye de  en hayati bir dönemden, en yakıcı görevlerin gerçekleştirilmekle karşı karşıya bulunulduğu bir evreden geçerken, merkezi yanın daha da ağır basması zorunlu ve zorunlu,olduğu kadar da halkın biricik kurtuluş umudu olan örgütün yaşatılabilmesi için gereklidir. Açık ki, bu dönemde faaliyetler yeniden biçimlendirilirken,atılan adımlar en iyi bir biçimde hesaplanıp geliştirilirken, kadroların ''seçimle'' veya benzeri başka bir demokratik yöntemle görevlendirilmesini ve denetlenmesini savunan anlayışlar, önümüzdeki tarihsel görevlere sırt çeviren ve bir anlamda da devrim kaçkınlığı yapan anlayışlardır. Binanın yeniden inşa edilmesi gibi bir görevle karşı karşıya olunduğu bir dönemde, en üstte merkezin talimatları olmak üzere bir üst örgütün direktiflerine azami ölçüde uyulması halinde ancak, inşa görevi başarıyla yürütülebilecektir. Bu nedenle, merkeziyetçilik ilkesinin en iyi biçimde uygulanması hayati bir önem taşır. Özellikle de başlangıç aşamasında, merkeziyetçiliğe uyulmaması, kadroların kuruluşu görevini gerçekleştirmekten partiyi alıkoyabileceği gibi aynı zamanda partiyi herkesin istediğini yapabildiği bir kuruluşa da çevirecektir. Örgütün  birliği gönüllü bir birliktir ve bu, örgüte katılan kadroların daha başından bu ilkeyi kabul ettikleri anlamına gelir.Ancak bunun kabul edilişi işin bir yanıdır. Diğer yanı ise, bunun pratikte en iyi biçimiyle uygulanmasıdır. Bizde üstten alta doğru, merkezin ataması temelinde görevlendirmeler geçerlidir ve bunda,Lenin'in de belirttiği gibi, esas olan yoldaşlar arası güvendir .
Ülkemizde faşizmin  hüküm sürmesi  nedeniyle ,demokratik yönün zorunlu olarak asgariye indirilmesi, örgüt içinde demokrasinin tümden kaldırıldığı anlamına gelmez. Örgüt içi demokrasi , konferanslarda dele seçimleri,delegelerin önderliği seçmesi ve denetlemesi, önderliğin atamalarda demokratik danışma yolunu seçmesi, alt organların üst organları eleştirmesi, önerilerini sunması vb. yönleriyle  işlerlik kazanacak ve bu ilke, bu yönüyle örgüt içerisinde işletilecektir. Örgüt üyeleri çeşitli kararların alınmasından önce olduğu gibi, bu kararlan uyguladıktan sonra da bunlara ilişkin düşüncelerini ve eleştirilerini parti merkezine kadar bildirmekte özgürdürler .Merkezi yanın ağır basması, üyelerin bu hakların kısıtlamaz. Bizde, parti içi demokrasi bu yönüyle işletilecektir. Üyeler, hiç bir kısıtlamaya uğramaksızın düşünce ve eleştirilerini iletmekte serbest oldukları gibi, böyle bir tutumun geliştirilmesi aynı zamanda partinin sağlıklı işleyebilmesi için de son derece gerekli ve gerekli olduğu kadar da sorumlu devrimciliğin bir koşuludur.Kadrolar,böyle bir sorumluluk anlayışı içerisinde hareket etmeli ve merkeze daha güçlü talimat hazırlamada yardımcı olmalıdırlar. Şunu da belirtmekte yarar var ki, tüm üyeler aynı oranda bu hakka sahiptirler. En üst parti biriminden en alt parti birimine kadar tüm üyeler için hiç tartışmasız bu kurallar geçerlidir. Bu konuda belirtilmesi gereken bir diğer nokta da, üyelerin eleştiri ve düşüncelerini iletme hakkını yersiz yere ve uygunsuz bir biçimde, çeşitli sakıncalar ve tehlikeler doğuracak tarzda kullanmamaya dikkat etmeleridir.Bir kere merkeziyetçilik,gönderilen talimatların ve kararların, doğruluğu veya yanlışlığı hiç tartışılmaksızın eksiksiz bir biçimde uygulanmasını zorunlu kılar .O halde üyeler eleştiri ve düşünce iletme haklarını nasıl kullanacaklardır? Daha önce de vurguladığımız gibi, kararların alınması sürecine olanaklar ölçüsünde katılabileceği gibi, karar uygulamaya geçildikten sonra da bu konudaki düşünce, eleştiri ve öneriler merkeze veya bir üst örgüte iletilebilir. Daha kararlar uygulanmadan karşı çıkmak uygulamaktan kaçınmak partiye ciddi zararlar vereceği gibi, parti tüzüğüne de aykırıdır. Bu nedenle, üyeler,eleştiri haklarını sonraya bırakmak kaydıyla, talimat ve kararlara en eksiksiz bir biçimde uymalıdırlar. Aynı şekilde, eleştiri ve öneriler, parti çizgisine uygun ve parti birliğine hizmet edici olmalı, faaliyetleri daha da geliştirmeyi hedeflemelidir. Tüm üyeler parti içi demokrasinin bu kuralını işletmekte kendilerini sorumlu hissetmeli, görüşlerini ortaya koyabilmelidirler. Aksi halde, parti içi demokrasinin hiç bir anlamı kalmayacak ve işlerliğe kavuşturulamayacaktır. Merkeziyetçilik ilkesinden anlaşılması gereken diğer bir şey de, kişinin faaliyetleri hakkında bir üst organa veya parti merkezine düzenli bilgi vermesi yükümlülüğüdür. Bu kural da en iyi biçimiyle işletilmeksizin merkeziyetçiliğe işlerlik kazandırılamaz. Merkez, faaliyetler hakkında ne kadar ayrıntılı bilgilere sahipse, üyeleri yönlendirmesi ve talimatları da o kadar gerçekçi ve pratiğe yol gösterici olacaktır. İçerisinde bulunduğumuz aşamanın özellikleri ve parti faaliyetlerimizin daha geniş alanlara yayılacağı gerçeği göz önüne getirilirse, merkeziyetçiliğin uygulanabilmesi için rapor- talimat sisteminin iyi işletilmesinin zorunluluğu kendisini açıkça ortaya koyar. Merkeziyetçilik bir de bu yönüyle işlerlik kazanırsa, örgütün ihtiyaç duyduğu güçlü yönetim sağlanabilecektir.

Demokratik merkeziyetçilik ilkesinin ayrılmaz bir parçası olarak ademi merkeziyetçilik konusunu da açmak gerekmektedir. Ademi merkeziyetçilik; örgüt ile ilişki içerisinde olan, onun yönetimi ve denetimi altında çalışmayı kabul eden kişi, çevre ve grupların bulundukları alanlarda partinin sorumluluğunu üstlenmesidir.Ademi-merkeziyetçilik, işbölümünün ortaya çıkardığı bir işlevdir ve devrimci duyarlılık ve sorumluluğun bir gereğidir. Demokratik-merkeziyetçilik ile ademi-merkeziyetçilik birbirlerine karşı olan şeyler değildir. Aksine, bu ikisi birbirini tamamlar ve partide güçlü bir merkeziyetçi işleyişin ortaya çıkmasını sağlarlar. “Partiye olan sorumluluğu mümkün olduğu kadar ademi-merkezileştirmeliyiz. Bu ademi merkeziyetçilik, devrimci merkeziyetçiliğin zorunlu bir ön şartı ve zorunlu bir düzelticisidir.) Akıldan çıkarılmaması gereken önemli bir nokta; ademi- merkeziyetçiliğin hiç bir zaman merkeziyetçiliğin önüne çıkarılamayacağı ve daima ona tabi olacağıdır.
Bu noktada, merkeziyetçiliğin reddi biçiminde ortaya çıkan federalizm anlayışına değinmekte yarar var. Marksist-Leninist partiler için asla kabul edilemeyecek bir diğer anlayış da her üyenin kendisini tek '' sorumlu'' ve her örgütün kendisini ''merkez'' kabul etmesi şeklinde ortaya çıkan federalizmdir. Çünkü, “tek bir yönetici merkez, tekbir merkezi organ olmaksızın der Lenin- partinin gerçek birliği olanak dışıdır.”  Bu anlamda da partinin
gerçek birliğinin sağlanması, üyelerinin merkeziyetçiliği güçlü bir şekilde uygulamalarına bağlıdır. Federalizm ise, merkeziyetçilik ilkesinin uygulanmasına karşı olduğundan ve üyelere, ''istediği kararlara uyup, istemediği kararlara uymama'' hakkı verdiğinden parti birliği için en büyük tehlikeyi doğurmaktadır. Federalizm herşeyi anlaşmalar yoluyla çözmeye çalışır Ve elbette ki, federalizm altında, azınlığın çoğunluğa, parçanın bütüne uyması sağlanamaz. Aynıı şekilde, güçlü ve pekişmiş etkin örgütler kurulamaz. Bu nedenle de, bu anlayışın kesinlikle reddedilmesi ve Leninist parti örgüt ilkelerine sıkı sıkaya sarılınması zorunludur.
Sonuç olarak şunu belirtmek gerekir ki; örgütün merkeziyetçiliği, uygulama oranı içerisinde bulunulan koşullara göre değişse de, hiç bir zaman ortadan kalkmaz. Savaş koşullarında veya düşmanın baskılanın yoğunlaştığı dönemlerde merkeziyetçiliğin daha da katılaşması gerekirken, barışçıl gelişme ortamında veya partinin legal örgütlendiği koşullarda demokrasi yönü geliştirilir. Zaten en ağır koşullarda bile, demokratiklik, alt örgütlerin ve kişilerin düşüncelerini bir üst komiteye ya da merkeze iletmeleri şeklinde işletilmektedir. Lenin, iç savaşın yaşandığı yıllarda merkeziyetçilik ilkesiyle ilgili olarak şunları belirtir: iç savaşın kızıştığı şu dönemde Komünist Partisi, görevini, ancak elden geldiği kadar merkezci biçimde örgütlemişse; partide askeri disipline yakın sımsıkı bir disiplin varsa; parti merkezi, geniş yetkilerle donanmış, parti üyelerinin genel güvenini kazanmış güçlü, otoriter bir organ ise, ancak o zaman yerine getirebilecektir. )



Bugün, düşmanın en ağır baskı ve katliamları ortamında bir devrim mücadelesinin örgütlendirilmeye çalışıldığı Türkiye de, devrimci faaliyet içerisinde yer alan hiç bir üye, merkeziyetçiliğin sıkı bir biçimde uygulanmasından rahatsız olmamalı, çekinmemelidir. Çünkü bizim koşullarımızda, başka herhangi bir yöntemle, arzulanan örgütlenme düzeyine ulaşmak mümkün değildir. Toplumumuzda otoritenin yanlış kavranması ve devrimci bir otoritenin olmayışı, örgüt içinde merkez otoritesinin rolünün nedenli önemli olduğunu gösterir. Sıkı kurallara bağlanmış merkeziyetçilikten ancak küçük- burjuvalar korkar. Lenin'in, Rusya'da partinin merkeziyetçi örgütlenmesine karşı çıkanlar için söyledikleri son derece öğreticidir: “Aristokratik anarşizm, özel olarak, Rus nihilistinin niteliğidir. Rus nihilisti parti örgütünü ürkünç bir 'fabrika ' olarak düşünür, parçanın bütüne, azılığın çoğunluğa bağlılığın 'kölelik' olarak görür;..bir merkezin yönetiminde işbölümü yapılmasını, insanların ' çark dişlileri' haline getirilmesi gibi görür ve bu davranışa traji-komik feryatlarla karşı çıkar,. Demek ki merkeziyetçiliğe karşı çıkanlar proleter devrimciler değildir. Merkeziyetçiliğe karşı olmak, proletaryaya yabancı bir düşüncedir. Bizde de bu anlayışla ortaya çıkanlar küçük-burjuva aydınlardır. Onlar, çarkın dişlileri olma zahmetine katlanmak istemezler. Devrimci saflardaki otorite ve disiplin anlayışını sulandırmaya çaba sarfederler. Buna karşılık, proletarya partisi, özellikle de karşı-devrimci saldırıların yoğun olduğu dönemlerde merkeziyetçilik ilkesini hayata geçirmekten bir an bile geri durmamalıdır.
Örgüt  örgütlenmesinin yeniden biçimlendirildiği, yani, kadroların kuruluşunun gerçekleştirilmeye çalışıldığı bu dönemde, örgüt , görevlerini ancak merkezi bir örgütlenmeye kavuşmuşsa, parti merkezi en geniş yetkilerle donatılmışsa, demir bir disiplin uyguluyorsa ve tüm üyelerinin genel güvenini kazanmış, güçlü, otoriter bir organ haline gelmişse, başarıyla yerine getirilecektir. Bugün içerisinde bulunulan koşullarda bunun dışında herhangi bir işleyiş tarzıyla örgütü  güçlü kılmak mümkün değildir.

 
İlgili Bağlantılar
Haber Puanlama
Seçenekler
İlgili Konular

Temel Kavramlar

Üzgünüm, bu yazı için yorumlar aktif değil.
 
PHP-Nuke
Sayfa Üretimi: 0.05 Saniye